ÖYKÜMÖYKÜ
7/3/2009
NİCE YİĞİTLERİN KOPUP GELMESİ

Posted in Çanakkale Destan Destan

 

 


 

Bütün dünya ateş ve kan içinde. Şu insanoğlu ne doymaz kan emiciymiş, görüp anladık. Nice devletler yıkılıyor, nice canlar evinden, yuvasından koparılıp, Afrika denilen kıtanın kızgın çöllerinde erim erim eriyordu. Koşa badem ağızlı, kiraz dudaklı kızlar, körpe gelinler ersiz, balaban bakışlı yavrular babasız kalıyordu. Nice nice ocaklar sönüyor, nesiller tükeniyordu. Osmanlı ülkesinin dört bir yanından kopup gelen yiğitler din için, devlet için dövüşmek, Türk’ün dirliğini, bozdurmamak için, bölük bölük toplanıp güle oynaya cephelere gidiyorlardı.

Tanyeri ağaran çağda

Göğsü güzel güzel kınalı bülbül ötende

Karşı yatan kara dağlar aydınlanınca

Koşa badem ağızlı gelinler uyanınca

Avşar ilinde koyunlar kuzulayınca

Türkmen kızları yayık yaymaya başlayanda

 

Hanlar Hanı Sultan Reşat yerinden doğruldu. Vezirlerini, paşalarını topladı. Hanlığının şanına yakışır büyük bir şölen verdi. Cümle alemi çağırdı. Tok olsun, aç olsun, yoksul olsun, bay olsun bütün canlar toplansın dedi. Koyundan kara koç, kara sığırdan boğa, deveden buğra kırdırdı. Et, harman gibi yığıldı, herkes yiyip içsin, ulu Tanrı’mıza dua etsin diye. Başkomutan Enver Paşa duydu geldi. Nice nice beyler, paşalar, ağalar koptu geldi. Bütün ozanlar dahi Oyhanata’mla birlikte tozup geldiler. Ozanlar saza düzen verdi, tellere mızraplarını vurdular. Bütün millet yiyip içip eğlendi. Oyhanata’m aldı sözü, bekletmeyip söyledi:

- “Ah yiğitler, vah yiğitler

Kılıç belde süs yiğitler

Çarşı Pazar fiskos eder

Nerde kaldı bey yiğitler?

Gelimli gidimli dünya

En gücü ölümlü dünya

Ah yiğitler, vah yiğitler

Hani nerde şol yiğitler?

 

Hanlar Hanı Sultan Reşat kalkıp yerinden doğruldu. Enver Paşa’yı diledi. Haberciler çağırdılar. Enver Paşa kalkıp geldi, karşısında durdu. Sultan Reşat aydur:

- “Gördün mü Enver’im neler oldu? Bunca kara dinli kâfir erleri yurdumuza doldu. Ya bu iş nasıl bir iştir. Kurtuluş yolları yok mudur? Varsa nedir? Bilip öğrenmeyi dileriz.”

Enver Paşa cevapladı:

- “Meraklanma sultanım. Her şeyin doğrusunu, güzelini Tanrı bilir. Üstelik biz de bahadırlarımıza güveniriz. Tanrı bizimledir. Kara dinli kâfir umduğunu bulamayacaktır. Zafer bizim olacaktır.”

Bütün ağalar, beyler, paşalar ve dahi meydanı dolduran canlar, alp erenler, gaziler hep bir ağızdan ayıttılar:

- “Meraklanma sultanım. Zafer bizim olacaktır!”

Hanlar Hanı sultan Reşat duydu, sevindi. Kalkıp yerinden doğruldu. Enver Paşa’yı da yanına aldı, sarayına döndü. Oturup konuştular. Yeni yiğitlerin her tarafta toplanıp cephelere gönderilmesi kararına vardılar. Hanlar şehri Bursa’ya gereken emirleri verdiler.

Ulu Cami’de bir öğle vakti, yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey dahi na-mazını kılıp dışarı çıktı. Nevşehir’in bu soylu çocuğu Bursa Jandarma Bölük Komutanı idi. Çanakkale’ye giden yardım yollarını tutuyor, geri hizmet görüyordu. Hükümet meydanından Setbaşı’na doğru kalkıp yürüdü. Yeşil Türbe’ye vardı. Sultan Mehmet’in türbesine yüz sürdü, ruhuna bir fatiha gönderdi. Uzun zaman türbede kalıp, İlâhi havayı ciğerlerine çekti. Varıp dışarı çıktı. Dar sokaklar arasında nice zaman dolaştı. Evlerin sofalarında karşıdan karşıya konuşan, dertleşen ak saçlı anaları, koşa badem ağızlı, kınalı parmaklı gelinleri, kızları dinledi.

Ak saçlı bir ana ayıttı:

- “Biricik oğlum Talât bile Çanakkale’ye varmış. Geçende bir gün savaşmışlar. Talât’ımı yüce Tanrı’m korumuş, yavrucağıma kâfir kurşunu değmemiş.”

Sözü kınalı parmaklı bir gelin karşılamış, görelim ne demiş:

- “Bizimkisine Çanakkale’nin havası yaramamış. Hastalanmış. İyileşir diye revire kaldırmışlar. Kendisi iyileşmek, yoldaşlarının yanına dönmek için çok yalvarmış, fakat iyi olmamış. Doktorlar hava değişimi vermişler. Birkaç güne kadar gelirim diyor.”

Ak saçlı ana sevinmiş.

- “İyi, iyi:” demiş.

Yeniden yan penceredekine seslenmiş:

- “Kız Huriye, nerdesin? Hangi cehennemdesin? Ağanı alıyorlar mı askere?”

Huriye kız pencereden başını çıkarıp cevaplamış.

- “Dün candarmalar gelmiş. Eline çağrı kağıdını vermişler. Bursa candarması olacakmış. Cepheye gitmeyi çok isterdi. Baksanıza nasip değilmiş.”

Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey daha fazla kalamadı. O dahi şimdiden cephede olmak, kara dinli kâfirle hesaplaşmak istedi. Çabuk çabuk yürüdü, karargâhına vardı. Emir çavuşu Kara Ali’yi çağırdı.

- “Yeni haberler var mı?” dedi.

Kara Ali, henüz postadan aldığı zarfı uzatıverdi. Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey heyecanlandı. “Bismillâh” deyip zarfı açtı, okudu. Kendilerine Çanakkale cephesinde görev verilmişti. Tez hazırlıklarını tamam edip, Çanakkale’ye varmaları isteniyordu. İlk müjdeyi Kara Ali’ye verdi:

- “Bizi Çanakkale’ye istiyorlar. Gider misin Kara Ali?”

Kara Ali aldı sözü, ikiletmedi, söyledi:

- “Biz de bugünleri beklerdik komutanım. Görklü Tanrı’m nihayet duamı kabul etti. Çanakkale yolları bize dahi açıldı. Ulu Tanrı’ma şükürler olsun!” deyip çıktı.

Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey yalnız kalınca biraz önceki konuşmaları hatırladı. Huriye kızın kardeşini düşündü. Nasıl, nice bir yiğit olduğunu görüp tanımak istedi. Kara Ali’yi çağırdı.

- “Dün Bursalı bir yiğit gelmiş. Var onu bulup bize getir!” dedi.

Kara Ali dışarı çıktı. Henüz talimden dönen yiğitlerini karşıladı.

- “Bursalı Ruşen nam yiğit arkam sıra gelsin!” dedi.

Baktı gördü ki, Ruşen nam yiğit, pazusu kuvvetli, boyu posu yerinde bir yiğitmiş. İkisi birlikte içeri girdiler. Yüzbaşıyı selamladılar.

Kara Ali:

- “İstediğiniz yiğit budur komutanım!” dedi.

Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey sordu:

- “Bize adını bağışlar mısın yiğit?”

Bursalı cevaplı:

- “Mehmet oğlu Ruşen’dir komutanım.”

- “Cepheye gitmek istemişsin, öyle mi?”

- “Öyledir!”

- “Kara dinli kâfirden korkmaz mısın?”

- “Din ve devlet düşmanlarımız bize vız gelir. Korktuğumuz yalnız Tanrı’dır.”

Hüseyin Hüsnü Bey yerinden doğruldu. Ruşen’in arkasını sıvazladı.

- “Bak oğlum, sana yirmi dört saat izin veriyorum. Var evine git, helalaş. Yarından tezi yok, hepimiz Çanakkale’ye gidiyoruz.” dedi.

Ruşen selam verip dışarı çıktı. Doğruca evlerine vardı. Kapıda kendisini kız kardeşi Huriye karşıladı. Şaşırdı, söyledi:

- “Bak şu güzel Tanrı’mın işine. Bugün komşularla seni konuşmuştuk. Nasıl çıkıp geldin böyle?”

Ruşen durmadı, içeri daldı. Ak saçlı anasını namaza durmuş görünce bekledi. İhtiyar kadın namazını bitirip selam verince oğlunu kar-şısında gördü. Hemen yerinden doğruldu. “Evladım!” deyip boynuna vardı, iki yanağından öptü. Göz yaşlarını tutamadı. Oturup söyleştiler. Ak saçlı ana ayıttı:

- “Baban dahi şehitti yavrum. Sen dahi şehit olasın. Vatan için, din için bin Ruşen’im şehit olmuş çok mudur? Tanrı’m alnımıza ne yazdıysa o olur. Demin senin için dua etmiştim. Yavuklun ile görüşecek misin?” deyince, Ruşen kızarıp renkten renge girdi. Anacığı üstelemedi.

Gün akşam oldu, kızıl güneş karşı latan dağların arkasında kayboldu. Her tarafta sesler çekildi, duyulmaz oldu.

Ruşen nedendir bilinmez, uyumadı. Gece epey ilerledikten sonra ancak çok kısa bir zaman uyuyabildi. Rüyasında Çanakkale’de bir savaş sırasında şehitlik şerbetini içtiğini gördü. “Bismillâh” deyip uyandı. Sabah ezanının okunduğunu duyup sevindi.

Nasıl sevinmesin Han’ım? Eskiler sınayıp denemişlerdir. Her kim ki sabah namazına yakın bir rüyâ görür de, kalktığında sabah namazının vaktinde okunan ezan-ı Muhammedî’yi duyarsa, rüyasında gördükleri bir bir doğru çıkarmış. Ruşen nam yiğidin sevinci bundanmış. Kalkıp evdekilerle helalaştı. Ak saçlı anacığını, kınalı parmaklı kız kardeşçiğini Allah’a ısmarladı. Hayır dualarını aldı. Vardı yürüdü. Hüsn-ü güzel semtinde yavuklusu, koşa badem ağızlı, kömür gözlü Emine’siyle buluştu. Olanı biteni yavuklusuna anlattı. Çanakkale’ye gideceklerinden söz açtı. Emine önce çok ağladı. Ayrılığa dayanamayacağını söyledi. Onunla gitmek diledi. Fakat gördü ki, bu hiçbir zaman olmayacak, yerine getirilemeyecek bir istekti. Göğsü güzel kınalı bülbül seslerini dinlediler. Kara sığırcık kuşlarının alay alay uçuşlarını seyrettiler. Gün hiç bitmesin, karşı yatan kara dağlar karanlık altında kalmasın istiyorlardı. Lakin ne çare Han’ım? Kişi oğlunun anlına na yazıldıysa, o olur. Alınyazısı silinmez. Önü sonu ancak ulu Tanrı’m bilir. Neylerse Tanrı’m eyler ve dahi güzel eyler.

Bursalı Ruşen kalkıp yerinden doğruldu. Emine’nin ellerini ellerinin içine aldı. Gözlerinin içine dostça baktı, ayıttı:

- “Artık gitmem gerek Emine’m. Yarın şafakla birlikte yola çıkacağız. Bilirsin, gidip dönmemek var. Dönüp bulmamak var. Şayet savaşta bana bir şey olursa, vurulup şehit olursam, kara dinli kâfir eline tutsak düşersem, kurtuluş günlerimizde acılar içinde kıvranma. Arkam sıra göğsünü, başını paralayıp ah, vah etme. Bil ki biz, kutsal bir dava için fedâ olmuşuz, adımızı dua ile an. Eller düğün bayram ederken, sen de düğün bayram et. Gönlün kimi çekerse, gözün kimi tutarsa, o gazilerden bir ere var. Mesut ol.” diyende, ince belli, sırma saçlı Emine, gözyaşlarını tutamadı. Hüngür hüngür ağladı.

- “Tanrı yazdıysa bozsun!” dedi. “Gözümüz seni görmüş, gönlümüz seni sevmiş. Senden gayri bir ere varmak, bize ar gelir. Hem sonra eller ne der adama? Var güle güle git, güle güle gel! Ulu Tanrı’m yardımcın olsun. Seni şu garip kuluna, bana bağışlasın.” dedi.

Kalkıp yürüdüler. Ruşen, Emine’sini evlerine bıraktı. Baktı, gördü meydanlarda davullar çalıp, tellallar gönüllü topluyor. Herkes bölük bölük davul sesine koşuyor, duyan ak saçlı ihtiyarlar, yeni yetme delikanlılar gönüllü yazılmak için koşuyor. Ruşen bile hızlandı. Doğruca bölüğüne vardı. Arkadaşlarının içine karıştı. Onların duyduğu heyecanı o da duydu.

Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey, kalkıp yerinden doğruldu. Gazilerinin, alp erenlerinin, yiğitlerinin yanına vardı. Söyledi:

- “Barış günlerinin güvencesi yiğitlerim, şahbazlarım! Son hazırlıklarınızı yapınız. Kimin eksiği gediği varsa gelip söylesin, tamam etsin. Biz dahi nice zamandır cenk özlemi duyardık. Bilirim, siz bile aynı özlem içinde kıvranırdınız. İşte o günler gelip çattı. Dileklerimiz görklü Tanrı’m tarafından kabul edildi. Bizlere ne mutlu ki, din için, devlet için savaşmak, şehit ya da gazi olmak alnımıza yazıldı. Hanlar Hanı’mız Sultan Reşat ferman kıldı. Bizi dahi Çanakkale’de görmek ister. Nice yiğt olduğumuzu öğrenmek ister. Varıp yiğitliğimizi, nasıl olduğumuzu bütün dünyaya gösterelim, bildirelim.” dedi.

Şol gaziler, koçlar, koçaklar alkış tuttular. “Allah, Allah!” sesleriyle yeri göğü inlettiler. Silahlarını gözden geçirip, temizlediler. kasaturalarını dahi bilediler. Birbirlerine şehitlik ve gazilik dilediler. Kara dinli kâfire nasıl olduğumuzu bildirelim, gösterelim dediler.

Şafak söktü, gün ağardı. Bursa Jandarma Bölüğü hazırlandı. Yiğitler harman oldu. Mehter davulları vurulup, zafer türküleri, cenk türküleri söylendi. Duyan geldi. Meydan iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık oldu. Yedisinden yetmişine bütün millet toplandı. Cepheye giden yiğitleri alkışladılar, haklarında iyi sözler ettiler.

Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Bey, kalktı yerinden doğruldu. Altın koşumlu, yağız alası atına bindi. Marş marş çekip ileri atıldı. Gazileri, alp erenleri, koçakları dahi kara koç atlarına binip, peşi sıra iz sürdüler. Mehter davullarının sesine, binlerce atın çıkardığı nal sesleri karıştı. Alkış tufanları, yaşa, var ol sesleri cümle alemi kapladı. Bir ağzı dualı çıkıp, giden atlıların peşi sıra, kova kova suları boca etti. Sağlıkla gidip, esenlikle dönsünler diye. Halk uzun zaman meydandan dağılmadı. Atlıların arkasından bakakaldı. Nice canlar dahi onlar gibi olmak, cepheye varmak diledi.

Kadınlar, kızlar ilk defadır erkek olmadıklarına pişmanlık duydular.

- “Tanrı’m bizi dahi niçin erkek yaratmadı? Onun en kötü kulları biz miyiz?” deyip, dövündüler.

Ak saçlı bir ana çıkıştı:

- “Vah size, tüh size! Ne diye hayıflanıp, saçınızı, başınızı yolarsınız? Sizler, bizler olmasaydık, şu giden atlıları kim doğuracaktı? Bunca yiğit nerden peydahlanacaktı?”

Kadınlar, kızlar dövünmeyi bıraktılar.

Yiğitleri uğurlamak için meydana çıkan mehter davulları gün kararıp, karşı yatan kara dağların ardına çekilinceye kadar; cenk havaları, uğurlama türküleri çaldılar. Meydan yavaş yavaş boşaldı. Gün karardı, mehter davulları sustu. Şimdi yalnız, uzaktan uzağa, fakat gittikçe yavaşlayan nal sesleri, kara koç atların kişnemeleri duyuluyordu.

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ

 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Post A Comment! Send to a Friend! Trackback URL


Comments


Trackbacks

<%TrackbackDate%> - <%TrackbackTitle%>

Posted at <%TrackbackBlogName%>


<%TrackbackExcerpt%>

Delete