ÖYKÜMÖYKÜ
15/9/2009
NİCE KOÇLAR YATAĞI ARIBURNU -2-

Posted in Çanakkale Destan Destan

 


 

Han’ım hey! Talih zebun, düşman kuvvetliydi. Kara dinli kâfirler dahi, yiğitçe çarpışıyor, çok sayıda takviye aldıklarından, işimiz zorlaşıyordu. Onlar dahi zorlu ve kıyıcı idiler. Namdar Batur derler bir koçağımızı ortalarına almışlar, zayıf anını kollamaya çalışıyorlardı.

Namdar Batur, düşmanın çokluğuna bakıp sevindi:

- "Görklü Tanrı'm, bana güç versin, kuvvet versin!" dedi. "Şu kara dinli kâfire de nice olduğumuzu bildirelim. Çevremizi kâfir kellesiyle dolduralım."

Baktı gördü ki, bir kara dinli kâfir azmanı, arkasından dolanıp, yiğidimize arkadan kahpece kıymak ister. Namdar Batur, "Allah, Allah!" diye bir nara savurup, ileri atıldı. Birkaç kara dinli kâfir erinin kaba göğsünü sançtı. Durmayıp, tez geri döndü.

Kara dinli kâfir azmanına bağırdı:

- "Bre kara dinli kâfir! Kapımda itim kâfir! Belli bil ki, ölümün elimden olacak! Canını tez cehenneme göndereceğim."

Kara dinli kâfir azmanı, kahkahayla güldü. Söyledi:

- "İşte meydan, gel beri!"

Namdar Batur, sözüne karşılık alınca kızıp köpürdü. Öfkesi  kabardı. Kara dinli kâfire olan kini arttı.

- "Ulan kara dinli, kahpe kara dinli! Davran, geldim." deyip, kara dinli kâfir azmanın üzerine atıldı. Nice beller kıran kollarıyla, kâfir azmanının kollarını, kolları arasında bırakıp, beline sarıldı. Olanca gücü, dahi kuvveti ile sıktı, sıktı. Kara dinli kâfir azmanının kemikleri çatırdadı. Neye uğradığını bilemedi. Beti benzi attı, yüzü kül gibi oldu.

Namdar Batur, sordu:

- "De bana itim kâfir, el mi yaman, bey mi yaman?"

Kara dinli kâfir azmanı cevapladı:

- "Öldürme beni yiğidim. Ko, bırak tatlı canımı. Bağışla beni. El aman!"

Yiğitliğin töresidir: "Aman" diyene kılıç kalkmaz. Namdar Batur, kara dinli kâfir azmanına acıdı. Bırakıp, koyuvermeyi düşündü. Lâkin baktı, gördü. Sayısız kara dinli kâfir eri, süngülerini takmışlar, üzerine atılmayı beklerler. Kara dinli kâfir azmanını bırakmadı. Omuzlarından sıkıca kavrayıp, kara dinliyi kendisine kalkan etti. Topuklarının üzerinde yükselip, kara dinli kâfir azmanını delirmiş fırıldak gibi döndürmeye başladı. Kara dinli kâfir erleri neye uğradıklarını bilemediler. Hemen hepsi de istavroz çıkarıp, dudaklarına götürdü. İçlerinden biri söyledi:

- "İsa'mız, bizi şeytan şerrinden korusun. Şu dövüşen adam değil, şeytanın ta kendisidir."

Namdar Batur, hayli zaman öylece topukları üzerinde dönerek, kendisine yaklaşan kara dinli kâfir erlerinin nicesine kan kusturdu. Bu amansız uğraşmanın, didinmenin sonunda, kendisi dahi kan ter içinde kaldı.

Yarbay Şefik Bey baktı, gördü ki, bir serdengeçti yiğidimiz, tek başına, kara dinli kâfire kan kusturup, nice kelle almaktadır. Sevindi. Tez, o yiğidin yanına vardı, yardımına koştu.

- "Davran aslanım! Gayret yiğidim! Yetiştim!" diyerek nara attı.

Yedi kat gök, yedi kat kara yer dahi inim inim inledi. Kara dinli kâfir erleri, can korkusuna düşüp, sağa sola kaçışmaya başladılar. Namdar Batur, kara dinli kâfir azmanını yere çaldı. Tatlı canını cehenneme gönderdi.

Yarbay Şefik Bey, görüp sevindi. Namdar Batur’un yiğitliğini övmek istedi. Söyledi:

- "Bre şahbazım, koçum, koçağım. Seni doğuran ana, bin yaşasın! O ananın son durağı, cennet olsun. Görürüm ki, bir orduya bedelsin. Bağrın yanık, gözün kara ve dahi çelik bileklisin. Şu kötü dünyaya asisin ama, başkalarının da hayatını kurtarmak telaşındasın. Kızıl aleve kesmiş cehennem misali, yürek yangınlarıyla dopdolusun. Belli bil. Yaşarsam, düşlerimde hep seni saklayacak, oğullarıma da bir masal kahramanı olarak seni anlatacağım. Biz, senden hoşnudunuz. Tanrı'm dahi hoşnut olsun!"

İkisi birlik olup, kaçan kara dinli kâfir erlerini kovaladılar. Yetip yetiştikleri yerde, o kara dinli kâfirlerden çoğunun, kuşça canlarını al-dılar.

Kızıl güneş yükselip, zevâle erdi. Kahramanlıklar yaratan kara koç piyadelerimiz, Kanlısırt'ın tepesine vardılar, yetiştiler. Nice zaman savaşıp vuruştuktan sonra duraladılar. Kara dinli kâfir dahi duraladı. Yarbay Şefik Bey, varıp koçaklarını gözden geçirdi. Çok sayıda kayıp verdiklerini anladı. Ak saçlı anaların, kocamış babaların dualısı, göğsü güzel gelinlerin, kınalı parmaklı kızların sevmeye kıyamadığı koçaklarının, kara koç yiğitlerinin şehitlik katına eriştiğini gördü. Her şeyin bilicisi, yedi kat göklerin, dahi yedi kat yerlerin sahibi olan ulu Tanrı'ya el açıp, dua kıldı.

- "Tanrı'm, rahmetini koçlarımdan, serdengeçti kullarından esirgeme. Onları yarlığa. Varsa, günahlarını bağışla. Yer gök, tanık olsun. Cümle yaratılmışlar tanık olsun. Onlar, muradın üzerine savaşmışlar, cennetine ulaşmışlardır."

Namdar Batur, soluk soluğa koşup, yetişti geldi. Yarbay Şefik Bey'i arayıp buldu.

- "Oturmak zamanı değildir komutanım." dedi. "Kara dinli kâfirden nice taburlar, Conkbayırı'na doğru ilerler olmuştur. Besbelli bizi, şahdamarımızdan vurmayı diler. Yapılacak işleri, de bize."

Yarbay Şefik Bey baktı, gördü. Hemen altı taburluk bir düşman kuvveti, Conkbayırı'na doğru ilerlemektedir. İşin dehşetini de kavradı. Demek, kara dinli kâfirler, Conkbayırı'nı tutmak, kara koç piyadelerimizi de sağ kanattan sarmak ister. Durmadı, Namdar Batur’un sırtını sıvazladı. Söyledi:

- "Var, tez atlan şahbazım! Dosdoğru, yere düşen tükürük kurumadan, Albay Sami Bey'e git. Ona, durumumuzu anlat. Boğaz hattının çökmek üzere olduğunu, savunmayı sürdürdüğümüzü, lâkin takviye kuvvetlerine ihtiyaç duyduğumuzu, kendisine söyle, anlat. Yolun açık, ulu Tanrı'm da yardımcın olsun!"

Namdar Batur, tez atını diledi. Koç kıratını getirdiler. Hemen atlanıp, Gelibolu'ya doğru at sürdü. Koç kırat, tozu dumana katıp, Köroğlu zamanından kalma hünerlerini de sergileyip, kuş gibi uçtu, şimşek gibi ileri atıldı.

Namdar Batur, koç kıratının kulağına eğilip söyledi:

- “Davran koç kıratım, yaman gündür

Koçaklarımız darda kalmıştır

Varıp yetişip albayımıza ulaşmak gerektir

Şahbazlarımıza, koçlarımıza imdat gerektir

İş, bize düşer oldu

Davran koç kıratım, yaman gündür.”

 

Koç kırat, sanki söylenenleri anlamıştı. Kurulmuş yaydan fırlayan ok gibi, hızla ileri atıldı. Yiğit binicisini de varmak istediği yere götürüp bıraktı.

Kızıl güneş, karşı yatan kara dağların ardı sıra kayboldu. Karanlık gece, birden bire bastırdı. Artık, göz gözü de görmez oldu.

Bigalı yakınlarında, Yeldeğirmenleri civarında karargâhını kurmuş olan Mustafa Kemal, kara gecenin sessizliğini bozan top seslerine uyandı. Tümenini derleyip toparladı. Silah başı yaptırdı. Duyup işitti. Cehennemî top sesleri, Kaba Tepe yönünden gelir. Durmadı, “Koca Türk’e durmak yakışmaz.” deyip kara koç piyadelerini, hiçbir yerden emir almadan, Osmanlı paşalarına danışmadan, Conkbayırı'na doğru yürüttü. Bu uzun yürüyüş, he-men bütün kara gece devam etti.

Yürüdüler, yürüdüler Han’ım!

Yarbay Mustafa Kemal dahi yürüdü, usanıp da yılmadı. Kara koçlarına cesaret verdi. Sabaha yakın, elli yedinci piyade alayını istirahata çekti. Bütün yardımcılarını çağırdı. Onlardan, doru atını istedi. Beklemeyip, hemen doru atı getirdiler. Mustafa Kemal, durmayıp atlandı. Aptal Geçidi'ne kadar, doludizgin at sürdü. Etrafı gözetledi. Atından indi. Emir subayını, ya-nına çağırdı. Birlikte, Conkbayırı eteklerine doğru yol aldılar.

Tan ağaran çağda,

Kızıl güneş kara geceyi kovarken,

Göğsü güzel gelinler yayık döverken,

Kara koç koyunlar, mor kuzular meleyende,

Yaşlı analar, kocamış atalar duaya başladıklarında.

 

Yarbay Mustafa Kemal, Ege'nin, Türk Ege'nin mavi sularına bakıp gördü. Nice nice kara dinli kâfir savaş gemileri ve dahi nakliye gemileri, sularımızda oynaşıp durur. Kızıp köpürdü. Kinini kusmak diledi. Hemen ileri atılmak, kara dinli kâfirin yaptıklarını, yanlarına bırakmamak istedi. Şimdi duyulup işitilen, karşılıklı olarak atılan top sesleriydi. Tam geri dönüp de, kendi birliklerini, kara koç piyadelerini harekete geçirecekti ki, aşağılardan kendisine doğru koşan gâzi dervişlerimizi, alp erenlerimizi gördü. Durup bekledi. Alp erenlerimiz, dahi koçaklarımız yaklaştılar.

Yarbay Mustafa Kemal sordu:

- "Nereden böyle koçlar, koçaklar, şahbazlar?"

Cevapladılar:

- "Balıkçı damlarından!"

Yarbay, tekrar sordu:

- "Niçin kaçıyorsunuz?"

Cevapladılar:

- "Orada, aşağıda yer götürmez asker ile üstümüze gelen kara dinli kâfirler var komutanım."

- "Bre şahbazlarım, yiğitlerim, koçlarım! Bilmez misiniz, kara dinli kâfirden kaçılmaz?"

- "Kaçmayız, komutanım! Yalnız cephanemiz bitmiş, tükenmiştir."

- "Cephaneniz bittiyse, süngünüz var ya!"

Han’ım hey! El, adama aman verir mi?

Tam bu sırada, çalıklar arasından bir Anzak müfrezesi sökün edip, koçaklarımıza yaklaştı. Yarbay Mustafa Kemal, gelenleri görüp, biraz önce durumlarını konuştuğu alp erenlerimize söyledi:

- "Süngü tak! Yere yat, mevzi al!"

Alp erenler, denileni yaptılar, mevzi aldılar. Yarbay, emir subayına döndü. Ona da;

- "Var git. Gerideki taburumuzu al, gel!" dedi.

Emri alan, durmadı. Tez geri varıp, kara koç yiğitlerini toplayıp, aldı geldi. Türk süngüsünün parıldayan ışıklarını gören Anzaklar, der-hal durakladılar. İlk şaşkınlıkları geçince, onlar dahi süngülerini taktılar. Yere yatıp mevzi aldılar.

Yarbay Mustafa Kemal, Yüzbaşı Zeki Bey'i çağırdı. Varıp söylediler. Yüzbaşı Zeki Bey, duyup geldi. Durumu değerlendirip, hemen taarruza kalkıştılar. Sayısız asker ile gelen kara dinli kâfir erlerini, Düz Tepe'ye kadar sürdüler. Orada yer tutan kâfir, iyi dayandı. İnatla saldırımıza karşı durdu. Bu sırada da ikinci piyade taburumuz gelip yetişti.

Yüzbaşı Mümtaz Bey, erlerine, koçaklarına süngü taktırıp, kara dinli kâfir üzerine hücuma geçti. Meydan, "Allah, Allah!" sesleriyle doldu. Çelik süngülerin yanıp sönen ışıkları, gökyüzünü tuttu. Göğün mavisi bile kızıllaştı. Kara dinli kâfir erleri, harman gibi yığıldı.

Yarbay Mustafa Kemal söyledi:

- "Davranın bre yiğitlerim, koçlarım! Gün, bizimdir. Görklü Tanrı'-mız da bizimledir. Koman, kara dinli kâfiri tüketesiye kadar vurun!"

Şol gazi dervişlerimiz, alp erenlerimiz, dahi koçlar ve koçaklarımız, sanki bir ağızdan ses kesildiler. Ulu Tanrı’ya sığınıp söylediler:

- “Allah, Allah!”

Düz Tepe, dört bir yandan kuşatıldı. Topçu bataryamız da gelip yetişmiş, hemen orada mevzilenmiş, kara dinli kâfirin takviye yollarını dövmeye başlamıştı. Düz Tepe'de kıyâmet kopuyor. Top mermileri de hiç sekmeden hedefini buluyor. Yer gök, inliyor. Kara dinli kâfir yiğitleri, neye uğradıklarını bilemediler.

Komutanları Birdout, durmaksızın imdat işareti vermeye başladı.

Uzun zaman, karşılıklı süngü savaşı sürüp gitti. Koçaklarımız, kara koçlarımız, daha bir güçlendiler, yüreklendiler. Saldırı üstüne saldırı tazeleyip, kara dinli kâfiri de bunaltılar. Yüreklerine, korku ateşleri saldılar. Kızıl güneş, zevâlden dönüp de, guruba doğru yaklaşmaya başlayınca, savaş alanında, şu koçlar yatağında, binlerce ölü ve dahi yaralı bırakıp, gerisin geri, kaçmaya başladılar. Korkusuz koçaklarımız, ellerinde süngüleri; kuru can derdine düşüp kaçan kara dinli kâfiri kovaladılar. Varıp yetiştikleri yerde de, nice nice kâfir göğsünü sançıp, çokça Anzak kırdılar. Kaçanların peşi sıra, onlar da sahile indiler. Bü-tün sahil, en uçtan başa, kızılca kıyâmet kesildi.

General Hamilton, baktı. Olanı biteni gördü. Hınçla yerinden kalkıp doğruldu. Tez, bütün komutanlarını çağırdı. Oturup hemen durumu gözden geçirdiler. Karara vardılar:

- "Derhal, bu cehennem yerini terk gerektir!" dediler.

General Hamilton çaresiz, boyun eğdi. Boşaltma fikrini yerinde buldu. Amiral Trusbi'ye de sordu.

- "Şu cehennem yeri, ne kadar zamanda boşaltılır?"

Amiral Trusbi, cevapladı:

- "Hemen başlarsak, üç günümüzü alır!"

General Hamilton, bunu beğenmedi. Böyle bir işe kalkışmak, bütün İsaoğullarının ölüme terk edilmesi demekti. Döndü, tümen komutanlarına sert sert söylendi:

- "Her ne şart altında olursa olsun, geri çekilmek yok. Sahil şeridini de sıkı tutmak zorundayız. Derhal çukur kazıp, mevzilenin."

Emir, yerine getirildi.

Beşinci Ordu Komutanı Liman Von Sanders duyup geldi. Yarbay Mustafa Kemal, gelenleri Mal Tepe’de karşıladı. Alman Liman Von Sanders, genç yarbayın bugünkü hareketini duyup sevindi. yaptıklarını beğendi. Söz kesilip seslendi:

- “Sırmalı paşa olmaya layık bir koç yiğitsin!”

Yarbay Mustafa Kemal, bütün yiğitlerinin gelip toplanmasını istemişti. Akşam alacasıyla birlikte, kızıl güneş kaybolur kaybolmaz, bütün kara koç piyadeleri yetişip geldiler. Koçlar koçu Yarbay Mustafa Kemal, kuvvetlerini düzene sokup, kara dinli kâfire amansız bir gece baskını vermeyi düşündü. Diledi ki kara dinli kâfir, denize döküle.

Durmadı, yapılması gerekenleri işledi. Kara gün boyu, durmaksızın kara dinli kâfirle çarpışan Elli Yedinci Alay’a, Yetmiş İkinci Piyade Alayı’nı yardımcı gönderdi.

Baktı gördü, başka bir alayımız da zorda. Yirmi Yedinci Alay’a, Yetmiş Yedinci Piyade Alayı’nı destekçi gönderdi. Kara gecenin koyu karanlığında, gözün gözü görmediği çağda, baskın yaptırdı. Kara dinli kâfir neye uğradığını bilemedi.

Hanım, hey! Ne tuhaftır; Arap yiğitlerinden oluşan Yetmiş Yedinci Alay’ımız hücuma kalkınca, bağırıp çağırmaya başladılar. Karşı yakada sahili tutan kara dinli kâfir topçusunun ateşiyle karşılaştılar. Paniklediler. Sağa sola kaçtılar.

Yarbay Mustafa Kemal, tehlikeyi sezdi. Genel bir paniği önlemek için, yaşlı gazi dervişlerimizden, alp erenlerimizden derlenip toparlanan Yetmiş İkinci Alay’ı, Arapların olduğu bölgeye kaydırdı. Onlar da kara dinli kâfiri sabaha kadar oyalayıp, karşı saldırıya geçmelerini önledi.     

Günler, günleri kovaladı. Kızıl güneş, defalarca tanyerinde görünüp, guruba erdikten sonra, karşı yatan kara dağların ardında kayboldu. Her iki taraf da, saldırı üstüne saldırı tazelediler. Lâkin, kara dinli kâfir de iyi dayandı. Karşılıklı mevziler, kuvvetlendirildi. Koçlar yatağı Arıburnu'nda; on dört bine yakın canımız, kara koçumuz, şehitlik katına ulaşıp, vatan için, devlet için, dirlik ve düzenliğimiz için, kuşça canlarından geçtiler. Şanlı bir destanda, tamam on dört bin nokta oldular.  Ağzı dua bilir Oyhanata’m gelip, dua kıldı:

- "Gelimli gidimli dünya. Hasmına, çalımlı dünya. Ne mutlu bugünlere erişenlere! Ne mutlu, vatan için ölenlere! Kötü dünyanın, kötü nimetlerine asla kanmayıp, ne mutlu, aslanlar gibi dövüşenlere! Her şeyin bilicisi, yerde gökte ne varsa, cümle varlıkların yaratıcı olan ulu Tanrı'm! Şu kullarını yarlığa. Varsa şehitlerimizin, dahi bizim günahlarımızı da, adı güzel Muhammet'imize bağışla!"

Mayıs ayının ilk gününde, Başkomutan Vekili Enver Paşa, Arıburnu’na çıkıp geldi. Kendisini Liman Von Sanders Paşa karşıladı. Hemen bütün komutanlarımız da karşıcı geldiler. Yeni durumu görüştüler. Liman Von Sanders Paşa, kara dinli kâfiri denize dökmek için, taarruz etmemizi istedi. Tümenlerimiz takviye edilip güçlendirildi.

Bu arada durumun sakinleştiğini sanan kara dinli kâfirler, Anzaklardan bazı kuvvetlerini Seddülbahir bölgesine çektiler.

Vakit tamam oldu, beklenen an geldi.

Gazi dervişlerimiz, alp erenlerimiz; on dokuz mayıs gecesi, saldırıya geçtiler. Elli Yedinci Alay’ımızın baskını sonunda, nice nice düşman siperleri ele geçirildi. Fakat sağ ve sol kanatta bulunan öteki alaylarımız, aynı başarıyı gösteremediler. Ölüme yiğitçe meydan okuyan, ateş tufanları üstüne gözünü kırpmadan atılan nice canlarımız şehit olup, oracıkta kuşça canlarını teslim ettiler.

Koç yiğitlerimiz oturup konuştular. Yeniden durumu incelediler. Kara dinli kâfire her saldırışımız, bizim için çok canların yitirilmesine sebep oluyor, istediğimiz neticeyi de alamıyorduk. Ancak küçük başarılar elde edebiliyorduk. Bir şeyler yapmak, kara dinli kâfiri hallaç pamuğu gibi atmak, denize dökmek gerekiyordu. Çare yok değildi ya?

Gece gündüz durmayıp, süngüleriyle, tırnaklarıyla kara yeri kazıp, lağımlar açtılar. Kara dinli kâfir erlerinin bulunduğu siperlere varıp yetiştiler. Asteğmen İhsan, yaralı oluşuna bakmadı. Doktor moktor istemedi. Bir gece yarısı çıkıp geldi. Her şeyin hazır olduğunu bildirdi. Kara gecenin iki bölüğünde, lağımları patlattı. Kara dinli kâfir neye uğ-radığını bilemedi. Hemen hepsi de siperleri ile birlikte havaya uçtular. Tatlı canlarından geçtiler. Tetik bekleyen On Dördüncü Alay’ımız, hızla ileri atılıp, kara dinli kâfirin bir enkaz yığını haline gelen siperlerini aldı.

Geceler gelip geçti. Gündüzler gelip geçti. Nice aylar boyu, kara dinli kâfir ile sultan kulları, gazi dervişlerimiz, alp erenlerimiz, koçaklar ve koçlarımız arasında, karşılıklı lağım savaşları oldu.

Oyhanata’m çıkıp geldi. Soy soyladı, boy boyladı. Tutup bu destanı düzdü. Koçlar yatağı Arıburnu’nda savaşan yiğitlerimize armağan etti. Adları, sanları unutulmasın, kızılca kıyamet kopana kadar anılsın diye.

Dua edelim Han’ım! Böyle yiğitlerin ocağı kurumasın. Vatan için savaşacaklarımızın sayısı çok olsun.

Amin! 

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ

 


 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Post A Comment! Send to a Friend! Trackback URL


Comments


Trackbacks

<%TrackbackDate%> - <%TrackbackTitle%>

Posted at <%TrackbackBlogName%>


<%TrackbackExcerpt%>

Delete